Herkese merhaba
Şubat tatilinde Migroslarda kitaplarda %30 indirim vardı. Gezerken, Gülse Birsel'in kitabı gözüme çarptı, hemen alıp bir çırpıda okudum.
Gülse Birsel'i çok severim. Çok zeki ve yetenekli bir kadın.Yazdığı 2 diziyi de zevkle izledim. Yalan Dünya'ya (bence) yayınlandığı kanal yüzünden biran önce bitirdildi. Özellikle Avrupa Yakasındaki Burhan Altıntop kadar hiç bir karakteri sevmemişimdir! Hala arada açıp açıp izlerim. Gülse Birsel'in yarattığı karakterler tek kelimeyle muhteşem.
Gelelim memleketi ben kurtaracağım kitabına, önce biraz kendinden bahsetmiş,Daha sonra politika yazıları başlıyor. Apolitik bir insansanız bile hiç sıkılmadan okursunuz, emin olun. Güzelce hicvederek olayları anlatıp, neden başkan seçilmesi gerektiğini anlatmış. Eğer Hürriyet Gazetesi alıyorsanız, yazıların bir kısmını oradan da hatırlayacaksınız. Benim fikrime göre de şimdiki halinden çok daha iyi olacağı aşikar.
Kitabın sonlarında da diyetten tutun da yerli antidepresan tavsiyelerine kadar komik bir dille anlatılmış kişisel gelişim yazıları var.
En sonunda da Gazanfer Özcan'la ilgili anılarını okurken, 1-2 damla göz yaşıma hakim olamadım itiraf ediyorum. Bu yazıyı da, aramızdan ayrılalı bugün tam 7 yıl olan gazanfer Özcan'ı saygıyla anarak bitiriyorum.
kitap tavsiyesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap tavsiyesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Şubat 2016 Çarşamba
22 Ocak 2016 Cuma
Kitap- Konstantiniyye Oteli Zülfü Livaneli
Herkese merhaba
Bu yazımın konuğu bir solukta bitirdiğim Zülfü Livaneli'nin Konstantiniyye Oteli isimli kitabı.
Kitabın baş kahramanı Zehra, 29 yaşında, kendi ayakları üstünde durmaya çalışan bir yönetici asistanı. Şirketi, yabancı bir ortakla bir otel satın alıyor. Açılışı için birbirinden önemli 300 tane konuk çağrılıyor. Açılış sırasında, Zehra bir ara banyoda başını çarpıyor ve yere düşüyor. Otel, Bizans kalıntıları üzerine inşa edilmiş, Zehra yaşam ve ölüm arasında olduğu için 1500 yıl önce orada ölen bir Bizanslıyla konuşuyor ve hikaye öyle başlıyor.
Seçkin davetlilerden tutunda, orada garsonluk yapan insanların hayatlarını okuyorsunuz. Tam bir günümüz Türkiyesi gözümüzde canlanıyor. Bu otel acaba şu mu, buradaki kişi acaba şu mu diye düşünüp kafa yoruyorsunuz.
Çok akıcı bir dille yazılmış, okuyucuyu hiç sıkmayan bu romanı herkese tavsiye ederim. Şu anda kitapta geçen Pachelbel'in Canon in D Major'ünü dinlerken size bu yazıyı hazırlıyorum.
Herkese keyifli okumalar. Başka bir yazıda görüşmek üzere hoşça kalın.
Bu yazımın konuğu bir solukta bitirdiğim Zülfü Livaneli'nin Konstantiniyye Oteli isimli kitabı.
Kitabın baş kahramanı Zehra, 29 yaşında, kendi ayakları üstünde durmaya çalışan bir yönetici asistanı. Şirketi, yabancı bir ortakla bir otel satın alıyor. Açılışı için birbirinden önemli 300 tane konuk çağrılıyor. Açılış sırasında, Zehra bir ara banyoda başını çarpıyor ve yere düşüyor. Otel, Bizans kalıntıları üzerine inşa edilmiş, Zehra yaşam ve ölüm arasında olduğu için 1500 yıl önce orada ölen bir Bizanslıyla konuşuyor ve hikaye öyle başlıyor.
Seçkin davetlilerden tutunda, orada garsonluk yapan insanların hayatlarını okuyorsunuz. Tam bir günümüz Türkiyesi gözümüzde canlanıyor. Bu otel acaba şu mu, buradaki kişi acaba şu mu diye düşünüp kafa yoruyorsunuz.
Çok akıcı bir dille yazılmış, okuyucuyu hiç sıkmayan bu romanı herkese tavsiye ederim. Şu anda kitapta geçen Pachelbel'in Canon in D Major'ünü dinlerken size bu yazıyı hazırlıyorum.
Herkese keyifli okumalar. Başka bir yazıda görüşmek üzere hoşça kalın.
Diğer kitap tavsiyelerim için:
10 Ocak 2016 Pazar
Kitap- Bin Muhteşem Güneş Khaled Hosseini
Herkese merhaba
Khaled Hosseini'nin Uçurtma Avcısı kitabını seneler önce okuyup çok etkilenmiştim. Bin Muhteşem Güneş'i raflarda görünce hiç düşünmeden aldığım bir kitap olmuştu.
Konusu kısaca şu şekilde: 2 Afgan kadın var. Biri Meryem, annesiyle yaşıyor, harami yani babası yok (aslında var ama annesiyle evlenmemiş) annesi ölünce babasının yanına geliyor, babasının diğer eşleri doğal olarak bu kızı sevmiyorlar ve Raşit denen bir adamla evlendiriyorlar.
Diğer kadın Leyla, ailesiyle mutlu bir hayatı var, sevdiği bir erkek var ve savaş çıkıyor bütün sevdiklerini kaybediyor, evlenmek zorunda kalıyor.
Bu iki kadının hayatları bir şekilde birleşiyor. Önceleri düşmanken, daha sonra kardeş gibi oluyorlar.
Bu kitapta da Taliban'ın zulmü güzel bir şekilde anlatılmış. Aslında kitapta okuduğum yerlerden bahsetmem ama bunu nedense yazmak istedim.
284. sayfadan:
Bütün vatandaşlar günde beş vakit namaz kılacaktır, namaz vakti başka bir iş yapanlar kırbaçlanacaktır.
Bütün erkekler sakal bırakacaktır. Buna uymayanlar kırbaçlandırılacaktır.
Bütün erkek çocuklar türban takıp, İslami kurallara uygun giyinecektir.
Şarkı söylemek yasaktır.
Dans etmek yasaktır.
İskambil, satranç, her türlü kumar oyunu yasaktır.
Uçurtma uçurmak yasaktır.
Kitap yazmak, film izlemek, resim yapmak yasaktır.
Evinizde kuş beslerseniz kırbaçlanacaksınız, kuşlarınız öldürülecek.
Çalarsanız eliniz bilekten kesilir, bir daha çalarsanız ayağınız kesilir.
Müslüman değilseniz, müslümanların göreceği bir yerde dua ederseniz kırbaçlanırsınız.
Kadınların dikkatine:
Evinizden dışarı çıkmayacaksınız. Kadınların sokakta amaçsızca dolaşması caiz değildir. Dışarı çıkarken mutlaka bir erkek akrabanız bulunacak.. sokakta tek görülen kadın dövülerek evine döndürülecek.
Hiç bir şekilde yüzünüzü göstermeyeceksiniz. Dışarıda burka giyeceksiniz. aksi takdirde kırbaçlanırsınız.
Makyaj malzemesi, mücevher yasaktır.
Çekici, gösterişli giysiler yasaktır.
Sizinle konuşulmadan konuşmayacaksınız
Erkeklerle göz göze gelmeyeceksiniz
Ulu orta gülmeyeceksiniz, gülenler kırbaçlanacaktır
Tırnaklarınızı boyarsanız, bir parmağınız kesilecek
Kızların okula gitmesi yasaklanmıştır
Kadınların çalışması yasaklanmıştır
Zinadan suçlu bulunursanız, taşlanarak öldürülürsünüz...
292. sayfadan:
Bu hastane kadınlara bakmıyor artık diye böğürdü nöbetçi.
......
Ama burası kadın hastanesi! diye bağırdı bir kadın.
.......
Artık değil, dedi Talib.
......
Peki ya, ali abad Hastanesi, diye seslendi başka biri.
Sadece erkekler, dedi asker.
Rabia Balkhi'ye gidin, dedi nöbetçi.
Ama orada ne oksijen, ne ilaç ne elektrik yok, dedi kadın.
Bir tane daha değinmek istediğim konu vardı. ama onun sayfasını not etmeyi unutmuşum. O hikayede de biri flamingo çiziyor, Taliban bunun bacakları çıplak diyor ve adam flamingolara pantolon giydiriyor...
Biraz uzun yazdığımın farkındayım ama beni çok etkileyen bir kitap oldu. Umarım filmi de çekilir.
Başka bir yazıda görüşmek üzere, hoşça kalın.
Khaled Hosseini'nin Uçurtma Avcısı kitabını seneler önce okuyup çok etkilenmiştim. Bin Muhteşem Güneş'i raflarda görünce hiç düşünmeden aldığım bir kitap olmuştu.
Konusu kısaca şu şekilde: 2 Afgan kadın var. Biri Meryem, annesiyle yaşıyor, harami yani babası yok (aslında var ama annesiyle evlenmemiş) annesi ölünce babasının yanına geliyor, babasının diğer eşleri doğal olarak bu kızı sevmiyorlar ve Raşit denen bir adamla evlendiriyorlar.
Diğer kadın Leyla, ailesiyle mutlu bir hayatı var, sevdiği bir erkek var ve savaş çıkıyor bütün sevdiklerini kaybediyor, evlenmek zorunda kalıyor.
Bu iki kadının hayatları bir şekilde birleşiyor. Önceleri düşmanken, daha sonra kardeş gibi oluyorlar.
Bu kitapta da Taliban'ın zulmü güzel bir şekilde anlatılmış. Aslında kitapta okuduğum yerlerden bahsetmem ama bunu nedense yazmak istedim.
284. sayfadan:
Bütün vatandaşlar günde beş vakit namaz kılacaktır, namaz vakti başka bir iş yapanlar kırbaçlanacaktır.
Bütün erkekler sakal bırakacaktır. Buna uymayanlar kırbaçlandırılacaktır.
Bütün erkek çocuklar türban takıp, İslami kurallara uygun giyinecektir.
Şarkı söylemek yasaktır.
Dans etmek yasaktır.
İskambil, satranç, her türlü kumar oyunu yasaktır.
Uçurtma uçurmak yasaktır.
Kitap yazmak, film izlemek, resim yapmak yasaktır.
Evinizde kuş beslerseniz kırbaçlanacaksınız, kuşlarınız öldürülecek.
Çalarsanız eliniz bilekten kesilir, bir daha çalarsanız ayağınız kesilir.
Müslüman değilseniz, müslümanların göreceği bir yerde dua ederseniz kırbaçlanırsınız.
Kadınların dikkatine:
Evinizden dışarı çıkmayacaksınız. Kadınların sokakta amaçsızca dolaşması caiz değildir. Dışarı çıkarken mutlaka bir erkek akrabanız bulunacak.. sokakta tek görülen kadın dövülerek evine döndürülecek.
Hiç bir şekilde yüzünüzü göstermeyeceksiniz. Dışarıda burka giyeceksiniz. aksi takdirde kırbaçlanırsınız.
Makyaj malzemesi, mücevher yasaktır.
Çekici, gösterişli giysiler yasaktır.
Sizinle konuşulmadan konuşmayacaksınız
Erkeklerle göz göze gelmeyeceksiniz
Ulu orta gülmeyeceksiniz, gülenler kırbaçlanacaktır
Tırnaklarınızı boyarsanız, bir parmağınız kesilecek
Kızların okula gitmesi yasaklanmıştır
Kadınların çalışması yasaklanmıştır
Zinadan suçlu bulunursanız, taşlanarak öldürülürsünüz...
292. sayfadan:
Bu hastane kadınlara bakmıyor artık diye böğürdü nöbetçi.
......
Ama burası kadın hastanesi! diye bağırdı bir kadın.
.......
Artık değil, dedi Talib.
......
Peki ya, ali abad Hastanesi, diye seslendi başka biri.
Sadece erkekler, dedi asker.
Rabia Balkhi'ye gidin, dedi nöbetçi.
Ama orada ne oksijen, ne ilaç ne elektrik yok, dedi kadın.
Bir tane daha değinmek istediğim konu vardı. ama onun sayfasını not etmeyi unutmuşum. O hikayede de biri flamingo çiziyor, Taliban bunun bacakları çıplak diyor ve adam flamingolara pantolon giydiriyor...
Biraz uzun yazdığımın farkındayım ama beni çok etkileyen bir kitap oldu. Umarım filmi de çekilir.
Başka bir yazıda görüşmek üzere, hoşça kalın.
Diğer kitap tavsiyelerim için:
30 Eylül 2015 Çarşamba
Kitap- Avukat,Mark Gimenez
Herkese merhaba
Daha önce şu yazımda Mark Gimenez'in sanık isimli kitabından bahsetmiştim.Bu yazımda da avukat isimli kitabından bahsetmek istiyorum.
Sahilde okuduğum için biraz ıslanıp kıvrılan kitabım yerine internetten bir görsel almayı uygun buldum.
Konusu kısaca şöyle: Andy Prescott trafik cezalarına bakan, rahat bir yaşamı ve hiç hırsı olmayan bir avukattır.Bir gün Teksas'ın en zengin adamlarından biri olan Russell Reves onu işe alır ve tam anlamıyla paraya boğar. Russell'ın 8 yaşında Lösemi hastası Zach isminde bir oğlu vardır ve onu yaşatmak için her şeyi göze almıştır.
Anlatımı akıcı olan kitabı okurken, ilaç firmaları hakkında acaba dedirtecek bazı düşüncelere kapılıyorsunuz.
Kolay okunan çerezlik bir kitap istiyorsanız, sevebilirsiniz.
Başka bir yazıda görüşmek üzere. Hoşça kalın.
Daha önce şu yazımda Mark Gimenez'in sanık isimli kitabından bahsetmiştim.Bu yazımda da avukat isimli kitabından bahsetmek istiyorum.
Sahilde okuduğum için biraz ıslanıp kıvrılan kitabım yerine internetten bir görsel almayı uygun buldum.
Konusu kısaca şöyle: Andy Prescott trafik cezalarına bakan, rahat bir yaşamı ve hiç hırsı olmayan bir avukattır.Bir gün Teksas'ın en zengin adamlarından biri olan Russell Reves onu işe alır ve tam anlamıyla paraya boğar. Russell'ın 8 yaşında Lösemi hastası Zach isminde bir oğlu vardır ve onu yaşatmak için her şeyi göze almıştır.
Anlatımı akıcı olan kitabı okurken, ilaç firmaları hakkında acaba dedirtecek bazı düşüncelere kapılıyorsunuz.
Kolay okunan çerezlik bir kitap istiyorsanız, sevebilirsiniz.
Başka bir yazıda görüşmek üzere. Hoşça kalın.
12 Ağustos 2015 Çarşamba
Kitap- Yol, Metin Hara
Herkese merhaba
Kimi kitaplar vardır, okuduktan sonra kitaplığa koyamazsınız, başucu kitabı olarak yerini alır. Metin Hara'nın Yol kitabı da bir başucu kitabı.
Bir kişisel gelişim kitabı Yol, ama emek vermeniz gereken bir kişisel gelişim kitabı. Şöyle ki kitapta bahsedilen bazı egzersizleri her gün yapmak gerekiyor. Açıkça söylemek gerekirse ben de yapamıyorum Ama zor anlarımda bir kurtarıcı oluyor. Ne mi yapıyorum?
Sufi nefesi...
Kitaptaki bütün tekniklerinden bahsedemeyeceğim için, ilk adım olan Sufi nefesini sizlere anlatmak istiyorum. bunu her an, her şekilde yapabilirsiniz. Nefes alırken içinizden 4'e kadar, verirken ise 8'e kadar sayıyorsunuz. Hepsi bu!
Çok paniklediğim, rahatsız olduğum, kızgın öfkeli olduğumda, moralimin bozuk olduğu, uyuyamadığım zamanlarda hep bu Sufi Nefesini alıyorum ve gerçekten işe yarıyor!
Kitapta anlatılanlar aslında "iyi niyet, iyi akıbet" mantığına dayanıyor. Benim çok işime yarayan bir düşünce olduğu için, sizlere de faydası olur umuduyla paylaşmak istedim.
Başka bir yazıda görüşmek üzere. Hoşça kalın.
Kimi kitaplar vardır, okuduktan sonra kitaplığa koyamazsınız, başucu kitabı olarak yerini alır. Metin Hara'nın Yol kitabı da bir başucu kitabı.
| metin hara- yol |
Bir kişisel gelişim kitabı Yol, ama emek vermeniz gereken bir kişisel gelişim kitabı. Şöyle ki kitapta bahsedilen bazı egzersizleri her gün yapmak gerekiyor. Açıkça söylemek gerekirse ben de yapamıyorum Ama zor anlarımda bir kurtarıcı oluyor. Ne mi yapıyorum?
Sufi nefesi...
Kitaptaki bütün tekniklerinden bahsedemeyeceğim için, ilk adım olan Sufi nefesini sizlere anlatmak istiyorum. bunu her an, her şekilde yapabilirsiniz. Nefes alırken içinizden 4'e kadar, verirken ise 8'e kadar sayıyorsunuz. Hepsi bu!
Çok paniklediğim, rahatsız olduğum, kızgın öfkeli olduğumda, moralimin bozuk olduğu, uyuyamadığım zamanlarda hep bu Sufi Nefesini alıyorum ve gerçekten işe yarıyor!
Kitapta anlatılanlar aslında "iyi niyet, iyi akıbet" mantığına dayanıyor. Benim çok işime yarayan bir düşünce olduğu için, sizlere de faydası olur umuduyla paylaşmak istedim.
Başka bir yazıda görüşmek üzere. Hoşça kalın.
5 Ağustos 2015 Çarşamba
Kitap- Beyoğlu'nun En Güzel Abisi, Ahmet Ümit
Herkese merhaba
Yine uzun zamandır kitap yorumu yazmadığımı fark ettim ve en son bitirdiğim kitabı sizlere yorumlamak istedim.
Okuduğum ilk Ahmet Ümit kitabı oldu, Beyoğlu'nun En Güzel Abisi.
Konusu kısa şöyle: Yılbaşı akşamı Tarlabaşı' nda bir cinayet işlenir. Kitap, Başkomiser Nevzat ve ekibi bu olayı araştırırken, olaya dahil olan kişilerle birlikte başlarından geçenleri anlatıyor. Anlatımı çok akıcı, eğer oraların nasıl yerler olduğunu biliyorsanız, çok rahatlıkla kafanızda canlandırabilirsiniz. Ancak bazı yerlerdeki tasvirler, zincirleme isim tamlamaları gereksiz uzun ve sıkıcı olmuş.
Özellikle gezi olaylarından sonra, ağaçlarla konuşan Memo ve onu bulan Nazlı Hanım'ın hikayesi beni çok etkiledi. Bir de Nevzat Bey'in tuhaf yazar olan komşusunun son andaki jesti. Fazla bir şey söylemek istemiyorum ki siz de okurken zevkle okuyun.
Kitabın sonuna doğru katili doğru tahmin ettim. Güzel bir ipucu vermişti yazar.
Sanıyorum diğer kitaplarında da Başkomiser Nevzat ve ekibi varmış. Mutlaka alıp okumak isterim. Bir de sanıyorum kitabı okuyan herkes benim gibi düşünmüştür, bunun filmi çekilmeli!
Başka bir yazıda görüşmek üzere.
Yine uzun zamandır kitap yorumu yazmadığımı fark ettim ve en son bitirdiğim kitabı sizlere yorumlamak istedim.
Okuduğum ilk Ahmet Ümit kitabı oldu, Beyoğlu'nun En Güzel Abisi.
| ahmet ümit-beyoğlunun en güzel abisi |
Konusu kısa şöyle: Yılbaşı akşamı Tarlabaşı' nda bir cinayet işlenir. Kitap, Başkomiser Nevzat ve ekibi bu olayı araştırırken, olaya dahil olan kişilerle birlikte başlarından geçenleri anlatıyor. Anlatımı çok akıcı, eğer oraların nasıl yerler olduğunu biliyorsanız, çok rahatlıkla kafanızda canlandırabilirsiniz. Ancak bazı yerlerdeki tasvirler, zincirleme isim tamlamaları gereksiz uzun ve sıkıcı olmuş.
Özellikle gezi olaylarından sonra, ağaçlarla konuşan Memo ve onu bulan Nazlı Hanım'ın hikayesi beni çok etkiledi. Bir de Nevzat Bey'in tuhaf yazar olan komşusunun son andaki jesti. Fazla bir şey söylemek istemiyorum ki siz de okurken zevkle okuyun.
Kitabın sonuna doğru katili doğru tahmin ettim. Güzel bir ipucu vermişti yazar.
Sanıyorum diğer kitaplarında da Başkomiser Nevzat ve ekibi varmış. Mutlaka alıp okumak isterim. Bir de sanıyorum kitabı okuyan herkes benim gibi düşünmüştür, bunun filmi çekilmeli!
Başka bir yazıda görüşmek üzere.
10 Nisan 2015 Cuma
Kocan kadar Konuş film ve kitap yorumlarım
Herkese merhaba
Şu sıralar çok popüler olan bir Kitap ve filmi bu Yazımın konuğu.
Konuyu artık herkes ezbere biliyor, 30 yaşındaki Efsun süsüne püsüne önem vermeyen, ailesi tarafından evlilik baskısına maruz kalan bir kız. Lise aşkı Sinan'la karşılaşıyor ve çevresindekilerin verdiği taktikler yüzünden elinden kaçırıyor.
Öncelikle söylemeliyim kitabını okuduğum bir şeyin filmini çok yetersiz bulurdum ve beğenmezdim. Ama bu kitabı bire bir yansıtabilmiş. Ezgi Mola' da gerçekten rolünün hakkını vermiş. Kahkahalarla gülmekten gözümden yaş geldi.
Carrie Bradshaw'a da bağladığıma göre :) keyifli vakit geçirmek istiyorsanız bu filme gitmenizi tavsiye ederim.
Şu sıralar çok popüler olan bir Kitap ve filmi bu Yazımın konuğu.
Konuyu artık herkes ezbere biliyor, 30 yaşındaki Efsun süsüne püsüne önem vermeyen, ailesi tarafından evlilik baskısına maruz kalan bir kız. Lise aşkı Sinan'la karşılaşıyor ve çevresindekilerin verdiği taktikler yüzünden elinden kaçırıyor.
Öncelikle söylemeliyim kitabını okuduğum bir şeyin filmini çok yetersiz bulurdum ve beğenmezdim. Ama bu kitabı bire bir yansıtabilmiş. Ezgi Mola' da gerçekten rolünün hakkını vermiş. Kahkahalarla gülmekten gözümden yaş geldi.
Ben de 30 yaşımdan sonra evlendiğim için, çok eğlendim hem okurken hem de izlerken. Neyseki benim ailem de bu tip baskılar ve Bizans oyunları olmadı. Kitabı okuyanlar veya filmi izleyenler "Bizans oyunlarından" neyi kasteddiğimi anlayacaklardır. Bazen ilişkiyi kötüleştikten maalesef kız tarafının çevresinin çok bilmişlikleri oluyor. Kesinlikle oyunların tuttuğu durumlar da var ama gerçekten karşınızdaki "o" ise bunlara gerek kalmayacaktır. Evlilik zor ve bu oyunlar çok sürmez.
Carrie Bradshaw'a da bağladığıma göre :) keyifli vakit geçirmek istiyorsanız bu filme gitmenizi tavsiye ederim.
Filme gitmeden önce 2. Kitabını da aldım. Umarım o da böyle zevklidir.
Başka bir yazıda görüşmek üzere hoşça kalın.
16 Eylül 2014 Salı
Yeni Bir Agatha Christie Doğuyor!
Ölümsüz yazar Agatha Christie’nin sıra dışı kahramanı Hercule Poirot, Sophie Hannah kalemi ile yeniden hayat buldu!
Agatha Christie Vakfı’nın onayıyla Sophie Hannah tarafından kaleme alınan Monogram Cinayetleri’nde, okuru en az Agatha kurguları kadar sağlam ve esrarengiz bir cinayet vakası bekliyor.
“Sophie Hannah’nın büyükannemin eserlerine duyduğu büyük hayranlık öylesine güçlü ki, kurguladığı bu eseri okuyunca, yeni bir Christie’nin doğması gerektiğine karar verdik.”
MATHEW PRICHARD, Agatha Christie’nin torunu ve Agatha Christie Vakıf Başkanı
MATHEW PRICHARD, Agatha Christie’nin torunu ve Agatha Christie Vakıf Başkanı
Cinayete kurban gideceğini söyleyen genç bir kadın, Londra’nın sakin restoranlarından birinde masasında siparişini bekleyen Hercule Poirot’nun akşam yemeğini berbat eder. Korkudan adeta deliye dönmüş olan kadın, katilini bulup “cezalandırmaması” için dedektife yalvarır. Söylediğine göre, adalet kendisi öldükten sonra zaten yerine gelmiş olacaktır.
Daha sonra, gecenin ilerleyen saatlerinde Poirot, lüks Bloxham Otel’de üç kişinin cinayete kurban gittiklerini öğrenir. Üç maktulün de ağızlarında üzerinde aynı monogramın bulunduğu birer kol düğmesi bulunmuştur. Acaba bu cinayetlerin korkudan deliye dönmüş kadınla bir ilgisi var mıdır? Poirot bu garip bulmacanın parçalarını bir araya getirmeye çalışırken, katil başka bir otel odasında dördüncü cinayetini işlemeye hazırlanmaktadır.
Uluslararası büyük bir üne sahip olan yazar Sophie Hannah’nın Agatha Christie Vakfı’nın onayıyla kaleme aldığı Monogram Cinayetleri’nde, ancak Belçikalı ünlü dedektif Hercule Poirot’nun çözebileceği şeytani bir planla karşılaşacaksınız.
Agatha hayranları tarafından merakla beklenen Monogram Cinayetleri Altın Kitaplar etiketiyle tüm kitapçılarda!
YAZAR HAKKINDA
1971’de Manchester’da doğdu. 1995’te Eric Gregory Ödülü’nü aldı, aynı yıl Swansea Edebiyat Yılı çerçevesinde “Sanatın Koruyucusu” ilan edildi. Psikolojik gerilim türünde eserler kaleme alan ve romanları 27 dile çevrilen Sophie Hannah’nın ilk romanı Little Face sadece İngiltere’de 200.000 adet satış rakamına ulaştı. The Carrier adlı son romanı, 2013 yılında Specsavers Ulusal Kitap Ödülleri kapsamında verilen Yılın En İyi Gerilim Romanı Ödülü’ne layık görülen yazarın ayrıca şiir kitapları da bulunmaktadır.
*Basın bültenidir




